yaşamak
iyileri ve kötüleri
ikiye bölmemektir
ölüme çare buldum
insanları sevmek hiç ölmemektir.
Ağustos 15, 2007
yaşamak
telaş kimde sorarım
telaş kimde sorarım
sorarım kimde heyecan
merhaba şair dostlarım
merhaba osman ile can
kartınızı aldın-m teşekkür ederim
bildiğiniz gibi parasız pulsuzum ben gene
satırlarınızda kayboldu kederim
açılıverdi yüreğimi sıkıştıran mengene
osman fırçayı aldım elime
sandığı istediğin yere koyarız
şairlik ne kelime…
biz gökyüzünü bile boyarız
mart çatlağı bir gün yaşamak
her zaman yeni bir yenilgi başlıyor
zamanı zamandan alıp
uzaklara götürüyorsunuz bilmeden
bilmeden hüzünlü şarkılar söylüyorsunuz
masanıza tek şekerli iki çay geliyor
bir arkadaşınızla köprüde nargile içiyorsunuz
martılar köprüde nargile içer gibi uçuyorlar
köprü mart çatlağı bir gün yaşarken
bulanık suda avlanan ço oluyor
oysa oltanın ucundan kurtulan balıklar
hepsi birbirinden ayrı sevinçle düşüyor denize
ihtiyar adamlar sizden güzel nargile içiyorlar
iki çay daha söylüyor arkadaşınız
arkasından iki çay daha geliyor
arkadaşınızla şiir yazar gibi nargile içiyorsunuz
mart çatlağı bir gün yaşamak kolay
nasıl olsa içinizde her zaman
ister istemez yeni bir yenilgi başlıyor
zamanı zamandan alıp
zamansız evinize götürüyorsunuz bilmeden
yaşamayı bilmeden/bilmeden yaşamayı
zamanı yaşamayı sınıyorsunuz
odanız o kadar küçük ki
bir sigara içseniz ısınıyorsunuz.
istanbul’da insanlar
İstanbul’da insanlar temiz dolaşıyor
ben onların arasında yapayalnız geziniyorum.
hammal değilim ama
üstümde üç kiloluk hamal ipi
kış günlerinde bile çalışıyorum
ne yağmur, ne kar, ne tipi
artık hepsine alışıyorum
İstanbul’da insanlar koku sürünüyor,
Hepsinin pantolonları ütülü, gömlekleri kolalı.
Ben henüz yeni bir şey alamadım,
Şair olalı. (hüseyin avni dede)”
Haziran 11, 2007
ben ölmeden önce
ağaçlar son duruşundaydı
tel örgüler içerisindeydi zaman
ben suçsuz günahsız adam
bilmiyordum karıncaların yaşadığını
fillerin göbeğinde
cebimde altı erik çekirdeği
biri iyilik karşılığı fidan
biri de çok kötü sahipsizdi
geri kalanları ise
açlığa karşı yarım diş soğan
ya tarlasını sürmiyenlere
korkuluğa konan kargalar
onlar da aç değiller miydi
ben ölmeden önce
kapanacak yara sevinecek insan
papuç deliğinden seyrettiğimiz dünya
zafere kendi ayaklarıyla gidecek
ıslıklarla karanfillerle şarkılarla
bu şiir okunduğu zaman
bu şiir okunduğu zaman
ölüm olmayacak kimsenin aklında
açlık olmayacak haksızlık olmayacak
ölüme borcu kalmayacak kimsenin
herkes kendi hesabına dava açacak
huzursuzluğundan
o demir kilit kırılınca
arkasından mutlu insanlar çıkacaktı
deniz atları çıkacaktı
paçalarını dizlerine kadar sıyırmış insanlar
sevdaya doyacaktı
üzülen bir ben değilmişim meğer
benim delirgenliğimden başka
ölmesini bilmeyenler de
bölmesini bilmeyenler de üzülüyormuş
gece vakitleri yarasaların uçtuğuna
açlığın kaderi bu değil
bizler yaratıyoruz bunları
kağıtlara dökülen beyinlerimizle
isterseniz beraber gidip bakalım
çeşmede su akmaktadır
ekmek pişmektedir fırında
değişen bir şey yok
her şey yolunda işler tıkırında
yarın istediğiniz yere gidersem
çam ağaçlarından düşen gölge
ıslığımın açlığını duymazsa
türkü söyliyeceğim cephede
bir yandan tayın ekmeği yiyeceğim
bir yandan su içeceğim miğferimle
kimbilir ne kadar bol küfürlerim olacak
ne kadar bol yalnızlığım kimbilir
belki beni sevmeyecekler
şiir yazdığım için
belki de dövecekler beni kimbilir
ben de bütün olup biteni
ilk mektupta Cengiz’e anlatacağım
Cengiz de bana
sevdiğinin resmini gönderecek
bütün yalnızlığıyla
bir de bakacağım açlık
yine karşımda
bu açlığı asmalı mı kesmeli mi
sandığa mı koymalı parça parça
kurşuna mı dizmeli
türkü söylerken cephede
ne güzel oluyordu
ne güzel oluyordu deniz
karaya vardığında
ben ölmeden önce
ölümün aklımdaydı
yine aklımda
Haziran 7, 2007
tek şekerli çınaraltı
Mustafa ağbi, Hacı Baba, sen ben,
Bilirim bir ölüm suskunluğudur yalnızlığımız,
Yalnızlığımız Beyazıt Çınaraltı biraz,
Biraz Sahaflar Çarşısı,
Bakırcılar Çarşısı biraz.
Camili Han ‘da bir köşe. Bodrum Han’da bir bira.
Çünkü Çınaraltı bir tabela anladık.
Anladık yeni bir gökyüzü “yolgeçen’
Bunu bir boynu bükük çınar,
Eski para alınır deseniz şimdilik,
Şimdilik söylenmesi kolay bir türkü değildir.
Mustafa Ağbi, Hacı Baba, sen ben,
Boğaz köprüsü bize ne kadar uzak,
Tarabya bize ne kadar yakınsa,
Ne olursa olsun yaşamı tanırız,
Biraz daha utanırız geceden,
Acıdan biraz daha utanırız.
Mustafa Ağbi, Hacı Baba. sen ben,
Çınaraltı biraz gökyüzü,
Yeni bir gökyüzü Çınaraltı biraz,
Kirazlı Mescit Sokağı’ nda Şen Apartmanı
Bahçesinde iki kiraz
giyotinsiz karanfillere ağıt
kendimden biliyorum
sizi de ağlatırlar bir gün
nasibi acılardan alırsınız
sizi de öksüz bırakırlar bu kentte
bu kentte boynu bükük kalırsınız
kendimden biliyorum
hangi çiçeğe uzansanız
karanfil takılır elinize
güneşi eksik olmayan bir yürekle
ölü sokaklardan geçersiniz
dar ve uzun
ister istemez yalnızlık girer kolunuza
acıları bir kenara itmek isterseniz
kendimden biliyorum
zamanı kurşun gibi eritmek istersiniz
kendimden biliyorum
siz de alışırsınız zamanla
alıştım karlı gecelerin yağlı karanlığına
sattım kırmızı kazağımı ve akik yüzüğümü
kırmızı kazağa ellibeş lira verdiler
akik yüzüğe yüzotuzbeş
cebimdeki yirmi lirayla ikiyüzon etti
alıştım yağlı karanlığına karlı gecelerin
giyotinsiz karanfillere ağıt tuttum
önce aklımdaydı suyu ekmeği umudu
sonra unuttum
evren indirgemesi
evren büyük bir gecekondu
evren büyük bir ahır
insanlar birbirini sevmezse
nasıl çekilir bunca kahır
cebime girecek kalabalık
siz
belki yaprakların dökülüşünde
bir hazandınız
farkında olmadan
ağladınız bu şiirde
işte ben yine kaybettim
siz kazandınız
beni boynu bükük bıraktınız
bu şehirde
bu odayı bana ayırdınız
bana ayırdınız bu hapishaneyi
peşimi bırakmadı acılar
kollarını sımsıkı sardı
yaşamak dediğimiz
en güzel bahaneyi
isteseniz yüreğim
gül dalına asardı
biliyorsunuz acılar
hangi şiirde kangren
biliyorsunuz hangi şiirde
ben yokum siz varsınız
siz en büyük acımsınız cebime giren
bu acıyı bir gün nasıl olsa
başınızdan savarsınız
yaşadığınızı düşünseniz
bir şiirde okunsanız
sanki kıyılarda yüzer gibi bir balık
yüreğime hangi elinizi dokunsanız
vitrinlerden sırıtarak
cebime girecek kalabalık
açlık kurşun gibi
üç öğün biftek tüttü burnumda
açlık kurşun gibi omuzuma girdi
şiir ekmek oldu yedim su oldu içtim
sesimi beyoğlu’nda duyurdum
açlık diye bir şey olmasaydı
kimbilir ne kadar rahat uyurdum
ben bu şehirde doğacak
ben bu şehirde yaşayacak
ben bu şehirde sürünecek adam değildim
biliyordum bu şehir bana dardı
biliyordum bu şehirde bir yığın
insan şeklinde hayvan vardı
işte bu yüzden şair olmuştum ben
bir yıldız gibiydi ellerimde mutluluk
bir yıldız gibi ellerimden kayan
arabalar daha önce vardı beyoğluna
ben daha sonra yayan
üç öğün biftek tüttü burnumda
açlık kurşun gibi omuzuma girdi
yediğim bir parça ekmek
içtiğim bir bardak suydu
insanlar yalnızlığımın düşmanı
çaresizliğimin en büyük korkusuydu.