Peki albayım vazgeçtim: Önce hiç bir şey yoktu. Bütün evren kelimesiz bir tekdüzelikten ibaretti. Fakat o sırada kelime icatedilmediği için bu bölümü anlatamıyoruz. Tanrı bir süre sonra, tekdüzelikten sıkıldığı için durgunluğu yarattı. Sonra durgun yaratıldı. Bu sıfat tek başına var olmadığı için, durgun denizler ve durgun havalar ve durgun karalar ortaya çıktı. (Sadece bir dilbilgisi zorunluluğu yüzünden) Durgunluk bulut getirmediği için denizler her zaman mavi ve durgunluk havayı karıştırmadığı için dalgasızdı. Hareket olmadığı için büyüme yoktu. Ne yükselme vardı ne genişleme. Kimse kimseyi geçmiyordu. Yarışma icat edilmemişti. Ve Tanrı, Hüsamettin Tambay’ın ilk atasını, insanı yarattı. İşte ondan türeyenler:
İlk Tambay çok tanınmış bir kişiydi, eşi yoktu: Adem Tambay. O zamanlar daha savaş yoktu. Ve Adem Albay, savaşsızlıktan ve kadınsızlıktan sıkıldığı için Havva’yı aradı. Rumeli Kavağı’na gitmek için vapur bekliyordu Beşiktaş iskelesinde. DAha o zamanlar Kavaklar yasak bölge değildi. Ve daha o zamanlar utanma icat edilmediği için Havva ikinci mevki bekleme salonunun tahta sırasında otururken, Adem Albay’ın bakışlarından sıkılmadı. VE ikisi sanki koca dünyada yalnızdılar. Ve sanki uçsuz bucaksız topraklar üzerinde onlardan başka kimse yoktu. İşte Adem Tambay ve Havva ilk gülümsemeyi o anda, ihtiyaç yüzünden icat ettiler.
Haziran 22, 2007
Peki albayım vazgeçtim: Önce hiç bir şey yoktu. Bü…
Haziran 14, 2007
Havale
Düzelmiyen şu alemin işini
Ulu Tanrım olan nûra bıraktım
Sabreydelim kırk yıl sıktım dişimi
Gün görmeyi Nefh-i Sûra bıraktım
Avrupa’yı, siyaseti,planı,
Devletlerce uydurulan yalanı
İngiliz’i Fransız’ı Yunan’ı
Felek denen şu kambura bıraktım
Enver’ini, Topal’ını, Şaşı’yı
Sakallı’yı bizim Çeribaşı’yı
Malta’daki tavşanlara aşıyı
Vurmak için bir doktora bıraktım
Tetkik ettim her mesleği, her dini
Bulamadım gamsız bir tek ferdini
Anlatmak için Siyonist’e derdimi
Marko paşa ile Tur’a bıraktım
Binbir asrı dpğururken bir gece
Güvenilmez bu feleğe zerrece
Bak tarihe saltanatlı bir nice
Süleyman tahtını mura bıraktım
Çok krala çalkayınca eleği
Hakim ettim kazma ile küreği
Milyarlarca mehpareyi, meleği
Mezar gibi bir çukura bıraktım
Görsün cihan serseriler pirini
Allah’a da vermem Türk’ün yerini
Müselleste olan üçte birini
Konstantin’le Anzavur’a bıraktım
Kulak asmam gürültüye sese ben
Baktım kalbim ile pişe, pese ben
Yeri göğü yapan mühendise ben
İrfan adlı bir mezura bıraktım
Feylesofa kaptan etsem Papi’yi
Göremezler fırtınayı tipiyi
İspermeçet zade Kirpi’yi
Mihran ile Haçador’a bıraktım
Dilencilik yetmez gibi eline
DAr-ül hikme çıktı hakkın halline
İstibrayı sürsün frenk eline
Mes’eleyi bir kubura bıraktım
Yeni sahne zannetme ki bozuktur
Piyesine hırlayanlar buçuktur
İnci midir sancı mıdır ne boktur
Kemiğini diktatöre bıraktım
Deli neyzen al mansuru destine
TEraneye selam söyle dostuna
MAtbuatın masasının üstüne
Seyyah iken kırık billur bıraktım
Fanus-ı Hayâl
Deli gönül kara, deniz dinlemez,
Adam olur, balik olur, kus olur,
Yerde, gökte, suda arar rizkini,
Serseri’nin dagarcigi bos olur.
Kedi olur, köpek olur, at olur,
Kizilirmak,Sakarya Firat olur,
Amazon’da, Nil’de bazan yat olur,
Sandal olur, vapur, mus olur.
Kanad açmis Mevlânâ’nin neyine,
Dalmis çikmis Bektâsi’nin meyine,
Asik midir cihânin her seyine,
Her mevsimde bir sevdaya dus olur.
Uryan girer matbuaâtin yurduna,
Masal okur kuzusuna kurduna,
Tel kirmadan rebâbin akorduna,
Ahenk eder sebabi bihus olur.
Dua etsin muharrirler sansüre,
Bonkör olan muavine, müdüre,
Mikroplar da tas çikarir Pastör’e
Avellerin basina baykus olur.
Ispermeçet-zâde oldu garibe,
Yazilari Ispanyol’a giribe,
Tutulmustur, Durgeun Esek, Sekib’e,
Hikmetini okutursa hos olur.
Mumcu-zâde çimdik atmis esege,
Pehlivan da katir almis yedege,
Yeni sahne o hirlayan köpege,
Kemik atsa çocukça host host olur.
Su kirpi’nin kürkü batsin gözüne,
Sinek üstü o bal gibi sözüne,
Mide bulandirdim desem yüzüne,
Durgun’lara deh demeden çüs olur.
Feylesof’u çagirmislar konaktan,
Pap’im çikmak istemezmis yataktan,
Madam Miloviç’i söyle uzaktan
Göstersem de aport dersem kos olur.
Küçük beyler köçek gibi gezmezse,
Akibeti gençliginde sezmezse,
Çarhin binbir çenberinden geçmezse,
Baslarinda duygulari los olur.
Üç bes defa ayrilmistim rû’yada,
önlüm yine güzellerle sahbâda.
Ezberimde kalan su söz dünyada,
Çok vermeyin Neyzen’e sarhos olur.
Haydarpasa, 12 Ocak 1921
Çok Şükür
Deli gönül,neyi özler durursun?
Acinacak dostun,cânânin mi var?
Dünya yansa yoranin yok içinde,
Harab olmus evin,dûkkânin mi var?
Hatir,gönül bulamazsin birinde,
Dama dedi disisinde,erinde,
Vatan dedikleri yanin yerinde,
Insanliga hâlâ imânin mi var?
Nene yetmez senin su kuru kaval?
Pir askina durma çal,
Malta’daki kurnazlardan ibret al,
Paran mi var, bagin, bostanin mi var?
Sana giren çikan nedir, be dürzü?
Be Allah’in numunelik öküzü!
Ben mi yuttum on dört bin okka düzü,
Bekri Mustafa’dan fermanin mi var?
Ne uymazsin zamaneye be domuz?
Kirk senedir …..ne verdin omuz,
Nâzir olmus desem sana istakoz,
Reddedecek kiliç,kalkanin mi var?
Çünkü neden?Dalyanin yok,agin yok,
Bir tek hamsi kizartacak yagin yok,
Ocagin yok,dalin yok,budagin yok.
Yoksa Gökalp gibi Turan’in mi var?
Uyanmadin gitti,daldin uykudan,
Sana ne be âlemdeki kaygudan?
Dem vurursun siyasetten duygudan,
Beynelmilel bir imtihanin mi var?
Feylesof’um dedi herif, pap çikti,
Nâzir oldu,saman satti sap çikti,
Reçetede surup yazdi, hap çikti,
Yutmayacak yoksa, âyânin mi var?
Ispermeçet-zâde,Kirpi, Pehlivan
Yanasmasi, o bayrakli kahraman.
Sadrâzamlar içinde en düztaban,
Imzacilar basi Mervan’in mi var?
Çal nayini, ferahnâkte ver karar,
…n nâzir, ….. larin müstesar,
Kumda oyna çöp batmasin âsikâr
Düsünecek senin zamanin mi var?
Kendi cihaninda bak sen keyfine,
Kulak asma halkin hayfa-hayfine,
Tanburuna,kemanina, define
Sen de katil, neyde noksanin mi var?
Su kirk yildir senin daran alindi,
Suratina yüz bin kara çalindi,
Nasil olsa su bokluga dalindi
Neyzen’den de büyük isyânin mi var?
Haydarpasa, 9 Ocak 1921
Tıp Fakültesi Hastanesi
Haziran 11, 2007
usandım
Usandım,
Yeşermemiş umutsuz bahçeyi beklemekten
Usandım,
Tarla kuşunun sesinden
Usandım,
Bu yürekten, kendimden
Usandım,
Durup durup, seni özlemekten!..
şaşkınlık
Şaşıyorum!
İnsanoğlunun aya gönderdiği füzeye…
Şaşıyorum!
Ekmeklerin bu kadar küçülüp
Çocukların bu kadar büyüdüğüne…
Al takke ver külâh,
Yaşayıp gidiyoruz.
Topu topu yumruk kadar bir yürek…
Şaşıyorum!
rize’li ali’nin hikayesi
Galata’da dostu varmış,
Mahpushanede postu varmış,
Rizeli Ali’nin.
Çok kahrını çekmiş denizin,
Anlattı bana:
Bu yıl balık vurmamış dalyana
Yuh olsun be!…diyor:
Şu koca, koskocaman denize,
Metelik bile vermedi bize.
Canına yandığımın dünyasında,
Parasız yaşanmazmış,
Tütünü yokmuş tabakasında;
Dost varmış,
Düşman varmış,
Şu canına yandığımın dünyasında.
Kaldırdı yırtık ceketinin yakasını,
Emdi yudum yudum son izmarit sigarasını.
Kimseye mihnet etmezmiş
Satarmış takasını.
mavi gözyaşları
“Yaslamış başını bir yosun taşına balık,
Ağlıyordu…
Gözlerimle gördüm:
Gözyaşları maviydi…”
istanbul
Canım İstanbul;
Sokaklarında, caddelerinde kucak, kucak,
Çiçek satılan şehir.
Haliç, tersane ameleleri..
Bir tütün yaprağı gibi: rejili işçi kızlar!..
İnsanlarla dolu, canım insanlarla,
Vapurlar, tramvaylar..
Yerimde duramıyorum,
Ayaklarım koşuyor, kahrolası ayaklarım!
Ekmek peşinden;
Kapayın ellerinizle yüzünüzü büyük patronlar
Mahmut Yesari Bey geçiyor Babı-âli caddesinden
“Vazgeç ulan taksimden
Dertliyim yine bu akşam.
Söyle kızım Aksaraylı Leman,
Hüzzam faslından söyle,
Güzeldir, hazindir faslı hüzzam”.
“Biz ehli kalemdeniz,
Dertliyiz…
Balık pazarında birkaç kadeh
Bulanık rakı içelim dedik bu akşam,
Balık pazarında iyot kokuyor bu akşam,
Yanımızdaki masada “Cevriyem” türküsünü söylüyor,
Büyük elli, büyük ayaklı üç adam
Yarın yine havada lodos var,
Yarın yine
“Gözlerinden anladım Cevriyem sende kara sevda var”
İstanbul, güzel şehir,
Affeyle bizi.
Gerçi övemedik ufkunu, mehtabını, denizini…
Sen doldur oğlum kadehlerimizi
Dertliyiz yine bu akşam.
“Söyle kızım Aksaraylı Leman;
Hüzzam faslından söyle,
Güzeldir, hazindir faslı hüzzam!..